di jîyana xwe ya
şexsî û civakî, bazirganî de, ew zimanê ku ew dixwazin
bi kar bînin.
Peymana Lozanê rê dide ku her
miletî ku karin, dîn û dîyaneta xwe bi zimanê xwe bikin. Û di
çapkirin û belavkirina hemû belavok, çapemanî û herwusan
weşanan de, zimanê ku ew dixwazin di dikarin bikar bînin.
Lê li Tirkîyê bi sala ne ku,
ev peyman ji alîyê rejma tirk ve tê binpê kirin. Zimanê Kurdî,
mûzîk, şano, rojname, pirtûk û kavar hatibûn qedexekirin.
Gelo çima kesî li gora vê
paymanê serî li dadegeha Mafê Morovan ya YEê û ya
Navnetewî ne didan?
Gelo tu perêzer, huqûqzan û
sîyasetmedarên kurd qet serî li dadegeha tirk didan ku
ew mafê peymana Lozanê dabû wan bistînin?
Li Gora peymana Lozanê, divê
mehkeme û hakim ji bona ku zimanê dayîkê were bikaranîn, bi
her awayî alîkarîyê ji hemwelatîyên Tirkîyê re bikin
Li gora nivîsa nivîskarê rojnama
Millyetê Semih Idiz ku ev mijarê di quncikê xwe yê îroj
de weşandîye de, dibêje; dewleta Tirk bixwe peymana Lozanê di
qilifek teng de bikar tîne û mafê Kurdan jê sitandîye.
Em ê hinek ji nivîsa Semih Idiz
ya tirkî li jêr biweşînin.
Peki, Lozan'ı Türkiye
ihlal etmiyor mu?
AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Hansjörg Kretschmer ile hafta
içinde yaptığımız söyleşi tepki topladı. Lozan'ın azınlıklar
konusunda Türkiye tarafından "dar anlamda" yorumlandığını, AB
üyeliği yolunda bu durumun değişmesi gerekeceğini belirten
Kretschmer topa tutuldu.
"Lozan hassasiyetimiz" böylece bir kez daha görülmüş oldu.
Türkiye ile AB ilişkilerinin "yumuşak karnı" da daha netleşmiş
oldu. Ancak, Kretschmer'in sözlerini bir yana bırakıp, Lozan'ı
nasıl yorumladığımıza baktığımızda ortaya ilginç bir durum
çıkıyor.
Din ve milliyet
Örneğin, "Batı Trakyalı Türklerin azınlık haklarının ihlal
edilmesinden" söz ederiz. Bu hakların ihlal edildiği de zaten
kuşku götürmez. Ancak, daha önceki yazılarımızda da
belirttiğimiz gibi, salt Lozan açısından bakıldığında, bu
azınlığın "Türklükten" doğan değil, "Müslümanlıktan" doğan
hakları ihlal ediliyor.
Çünkü Lozan'da Batı Trakya'daki "Türk azınlıktan" değil,
"Müslüman azınlıktan" söz ediliyor. AB üyesi olmasına karşın,
Atina'nın niçin "Azınlıkların Korunması Çerçeve Anlaşması"nı
onaylamadığı da böylece anlaşılıyor. Zira, bunu yaparsa,
Yunanistan'daki Türklerin "dini" değil "etnik" kimliklerinden
kaynaklanan haklarının ön plana çıkacağını biliyor. "Kürt
sorunu" açısından baktığımızda, bu yaklaşımın -en azından
dayalı olduğu temel korku itibariyle- Türkiye için çok
şaşırtıcı olmaması gerekiyor.
Dil konusu
Öte yandan, ana metni okuduğumuzda, "Ankara Lozan'ı dar
anlamda mı yorumluyor?" sorusu gerçekten gündeme geliyor.
Örneğin, antlaşmanın azınlıklarla ilgili III. bölümünde yer
alan 39. maddeye bakalım. Orijinal metindeki Türkçesiyle, bu
maddede şunlar belirtiliyor:
"Her hangi Türkiye tebaasının, gerek münasebatı hususiye veya
ticariyede, gerek din, matbuat veya her nevi neşriyat
hususunda ve gerek içtimaatı umumiyede, her hangi bir lisanı
serbestçe istimal etmesine karşı hiç bir kayıt
vaz'edilemeyecektir. Lisanı resmi mevcut olmakla beraber,
Türkçeden gayrı lisan ile mütekellim bulunan Türk tebaasına
mehakim huzurunda kendi lisanlarını şifahi surette istimal
edebilmeleri zımnında teshilatı münasibe ibraz olunacaktır."
Yani, herhangi bir Türk vatandaşının, özel yaşamında,
ticarette, ibadetinde, toplum içinde veya her türlü "matbuat"
ve "neşriyat" açısından herhangi bir dili serbestçe kullanması
engellenemez. Resmi dil Türkçe olmakla birlikte, hâkim önünde
anadilini kullanabilmesi için isteyene her türlü yardım
gösterilir.
10 imza var
Bu "yorumda" yanılıyorsak, okurlarımızı aydınlatabilmemiz için
niçin öyle olduğunu uzman birilerinin anlatması gerekiyor.
Aksi takdirde, bırakın başkalarını, Lozan'ın Türkiye
tarafından ihlal edildiği anlamı çıkıyor.
Unutmayalım ki Lozan ile eklerinde Türkiye dışında, 10 ülkenin
imzası var. Bu ve bunun gibi maddeleri biz görmesek bile
başkaları görüyor.
Bu nedenle Lozan'ın nasıl yorumlandığı konusuna "duygusal"
değil "nesnel" olarak bakabilmemiz çok önemli.
Bu arada, anlamlı yorumlarda bulunabilmek için, Lozan'ı
başından sonuna en az bir kez okumuş olmak gerekiyor. Bu
konuda somut ve kızgın fikirler beyan eden "kanaat önderleri"
ve siyasetçilerin kaçı bunu yapmış acaba? İşte bu meçhul...
Milliyet